16 Temmuz 2001

 

Darbeden anılar
15-16 Temmuz 1974

 

   15 Temmuz 1974. Yunanistan’daki askeri yönetim, Kıbrıs’taki subaylarının önderliğinde hareket eden Eoka’yı kullanarak Makarios’u devirmek için darbe yapmış.

   O günlerde, 20 yaşımda, Mücahitlik görevimi yapıyorum. Lefkoşa Sancağı Destek Bölüğü’nde cephanelik sorumlusuyum. Bölük karargahımız şimdiki Meclis binası. Onbaşı olabilmek için, Küçük Birlik Lider Kursu’na devam ediyorum.

   15 Temmuz sabahı da yine kursa katılmak için surlariçindeki Bayraktar Kışlası’na gittim. Çeşitli bölüklerden gelen arkadaşlar var. Kursa başladık.

   Odada, bir masanın üzerinde 60’lık bir havan topu var. Hocamız Teğmen İbrahim Latif. Teğmen bize, o günkü konumuzun havan topu olduğunu söylüyor ve devam ediyor: “Bu gördüğünüz havan...” Konuşması çok uzak olmayan bir yerden gelen makineli tüfek sesleriyle kesiliyor. Kısa süren silah seslerinden sonra biraz daha bekledikten sonra, İbrahim Latif Teğmen, “Neyse biz işimize bakalım” diyor ve başlıyor: “Burada gördüğünüz 60’lık...” sözü yine silah ve patlama sesleriyle kesiliyor.

   Bu arada dışarıda koşuşmalar duyuyoruz. Sınıfın tümü, kışlanın avlusuna çıkıyor. Orada tabur komutanını görüyoruz. Bize sesleniyor, “Herkes bölüğüne koşsun. Alarm var” diyor. Bu arada silah ve patlama sesleri devam ediyor. Kışladan, bölük karargahımıza kadar koşarak gidiyorum.

   Bölük Komutanımız, Mehmet Ali Komutan (Halamın oğlu), cephaneliği çoktan açtırmış herkese silahlarını dağıtmış bile. “Ne oldu?” diye soruyorum. “Rum tarafında Makarios’a darbe yaptılar. Makarios ölmüş. Makariosçuları hallettikten sonra bize saldıracaklar. Seferberlik ilan edildi. Mevzilere çıkıyoruz” yanıtını alıyorum. Geri tepkisiz toplar, 81’lik havan topları, makineli tüfekler, roketatarlar. Hepsi, ömrünü çoktan doldurmuş Land Rover’lere yüklenmiş. Ve arkadaşlar silahlarını, ağır silahlarını ve cephanelerini alarak mevzilerine gidiyorlar. Ben bölük karargahında kalıyorum.

   İçimde korku var, heyecan var. Seferi personeli göreve çağırmamız gerekiyor. Seferi personelin çoğu durumu öğrenince kendiliklerinden bölüğe gelmişler, geri kalanını da biz arayıp gelmelerini sağlıyoruz. Bölükte büyük bir telaş var.

   Öğleden sonra işler biraz düzene giriyor. Bölükte komutanlar, karargah personeli ve seferi personel kalmış. Ağır silah timlerimizin her biri, önceden belirlenmiş olan mevzilerinde. Mevziler Lefkoşa’nın her tarafına dağılmış, Çağlayan’dan Makarna Fabrikası’na, Mandrez ovalarından Lokmacı’ya kadar.

   Komutan, bana, mevzilerdeki arkadaşlara yiyecek götürme görevini veriyor. O zamanlar pek alışık olmadığımız sol direksiyonlu bir Willy jiple, yanımda bir seferi personel, tüm mevzileri gezip arkadaşlara yemek dağıtıyoruz. Arkadaşlar, temmuz sıcağında, gittikleri mevzileri güçlendirmek için kum torbaları yığıyorlar. Gittiğimiz her mevzide aynı soru: “Biz burada haber alamıyoruz. Neler oluyor? Köylerden haber var mı? Türkiye’den haber var mı?”

   Öğleden sonra bir ara, motosikletiyle Salih Çeliker (şimdiki İşadamları Derneği başkanı) geliyor. O, Hamit Mandrez’de görev yapıyordu. “Beni Ali Naci (O bölgenin tabur komutanı) gönderdi” diyor, “Bir kasa A4 mermisi istiyoruz.” Çocukluk arkadaşım olan Salih’i gördüğüme seviniyorum. Komutandan izin alarak ona mermileri verip uğurluyorum.

   Aradan bir gün geçiyor... Belirsizlik sürüyor... Bölükte sürekli radyo dinliyoruz. Bir şeyler öğrenmeye çalışıyoruz. Yorumlar yapıyoruz. “Biz, yine Lefkoşa’da iyiyiz. Ya köylerdekiler ne yapacak?”

   Bayrak Radyosu’nu dinliyoruz. Yunanlı subayların yönettiği darbeci Rumlarla Makariosçular arasında kıyasıya çatışmalar oluyormuş. Darbeciler Makariosçuları katlediyormuş. Makarios’un yerine Nikos Samson geçmiş... Makarios ölmemiş...

   Ve gecenin ilerleyen saatlerinde, şimdi Meclis Genel Kurul salonu olan yatakhanemizde istirahata çekiliyoruz. Gecenin ve yarının neler getireceğini düşünerek sabahlıyoruz.

 

Not: İbrahim Latif’i ondan sonra hiç görmedik... 20 Temmuz sonrasında, Kornaro Otel’e yapılan taarruz sırasında şehit düştü.

Ana Sayfa