19 Temmuz 2001

 

19 Temmuz 1974

 

   Ecevit’in İngiltere ziyareti de işe yaramadı... İngilizler, Kıbrıs konusunda Türkiye ile ortak tavır almayacaklarını Ecevit’e bildirdiler... Türkiye, karar vermek zorunda...

   Makarios her vesileyle demeç veriyor, konuşma yapıyor... “Kıbrıs, Yunanistan tarafından işgal edilmiştir” diyor... Kıbrıs Rumlarını, darbecilere direnmeye çağırıyor... Rumlar arasında, hâlâ, darbecilerle Makariosçular arasında yer yer çatışmalar oluyor...

 

*****

 

   Kıbrıs’ta bekleyiş sürüyor... “Türk savaş gemileri denize açılmış... Uçaklar savaşa hazırmış...” gibi söylentiler dolaşıyor... Neye inanacağımızı bilemiyoruz... Ancak bildiğimiz kesin bir şey var... O da Rumların, kendi kavgalarını bitirdikten sonra bize saldıracakları... Bundan kimsenin kuşkusu yok...

   Sıcağın altında günlük işleri yapıyoruz... Karavana dağıtmak amacıyla mevzileri geziyorum... Arkadaşların sabırları tükenmek üzere... Beş gündür elleri tetikte gözleri düşmanda bekliyorlar... Müthiş bir gerginlik içindeler... Bu belirsizliğin çok uzun süre devam edemeyeceği ortada...

 

*****

 

   Küçük ablam da çocuklarını alıp gelmiş... Annem nispeten rahat... Kızları ve torunları yanında... Onları, ablamın evinde, merdivenin altında, çok emniyetli olarak gördüğü yere yerleştirmiş... Eve biraz da erzak almışlar... Çocuklar hem sıcaktan, hem de herkesin anlam veremedikleri tedirginliğinden rahatsız...

Şimdi evdekiler beni ve eniştelerimi merak ediyor... Bir savaş çıkarsa acaba ne olur diye düşünüyorlar... Savaştan korkuyorlar...

 

*****

 

   Bölük karargahında zaman öldürüyoruz... Ve bir gün daha geçiyor... Tedirginlik, gerginlik ve belirsizlik içinde bir gün... Akşam oluyor ve akşam serininde yine oturmuş sohbet ediyoruz... Bir ara Lefkoşa Sancaktarı Mehmet Sedat geliyor... Sancaktar, bölgenin en üst komutanı... Bölük komutanımızla kısa bir süre görüşme yapıyor... Konuştuklarını biz de duyuyoruz... Mehmet Ali Komutan’a talimat veriyor... “Herkesin istirahat etmesini istiyorum... Yapılmakta olan ne iş varsa durdur, ara ver... Bir nöbetçi bırak ve herkesi istirahate gönder...”

   Ve sancaktar ayrılıyor... Ve derhal yorumlar yapılıyor... Birisi, “Bu kesinlikle savaş hazırlığıdır... Geliyorlar...” derken; bir başkası, “Yok canım, her ihtimale karşı hazır olmamızı istiyor...” görüşünü belirtiyor...

   Ama herkeste yeni bir heyecan var... Komutandan, Türk askerinin geleceğine dair, çok net olmasa da bir işaret alınmıştı... Ve komutan, günlerdir büyük bir gerginlik yaşayan ve şimdi Türk askerinin gelmesi ihtimaliyle karşı karşıya kalan bizlerin, sanki hiçbir şey yokmuş gibi uyumamızı, yarına dinlenmiş başlamamızı emrediyor... Mümkün mü?...

   Ranzama uzanıyorum.... Ve düşünüyorum... Yarın neler olacak?... Yeni gün neler getirecek... Yoksa yine bekleyiş sürecek mi?... Ve kafam karışık uykuya dalıyorum...

 

Not: Mehmet Sedat, sancaktarın kod adı... Gerçek adını bilmiyorum... Çok sonraları vefat ettiğini duydum...

 

-----------------------------------------------

 

 

Ahmet Tolgay’ın Notu: Sancaktar’ın Kod adı Mehmet Sedat değil Mahmut Sedat’tı... Gerçek adı da Sedat Semerci... Sonraları Tuğgeneralliğe terfi eden Semerci Paşa kansere yakalanarak hayatını kaybetti...

 

Ana Sayfa