17 Kasım 2001

 

Kıbrıs’ta sona doğru

 

   Kıbrıs konusu, görünüşe göre hızla bir “son”a doğru yaklaşıyor... Bunun belirtileri çok açık bir şekilde görülebiliyor... Güney Kıbrıs’ın Avrupa Birliği ile ilişkilerinin çok yakın bir takvime bağlanması; Türkiye Dışişleri Bakanı İsmail Cem’in, Türk tarafının “bedel ödemeyi gerektirebilecek kararlar alma” noktasında olduğunu vurgulaması; Cumhurbaşkanı Denktaş’ın, Rum lider Klerides’i, adeta elinden çekercesine “özel görüşme masası”na oturtma çabaları... Bütün bunlar ve benzeri gelişmeler Kıbrıs konusunda ‘son’un yakın olduğunu gösteriyor...

   Bu ortamda, Kıbrıs’la ilgili tüm kesimler, “bu işten en kârlı nasıl çıkarım?” hesabı yapmakta ve bu yönde adımlar atmaktadır... Bu doğaldır da... Peki kimdir Kıbrıs’la ilgili kesimler?.. Kıbrıs Türkleri, Kıbrıs Rumları, Türkiye, Yunanistan, İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği... Birleşmiş Milletler bu listede yoktur, çünkü BM’nin Kıbrıs’la ilgisi birtakım girişimlere aracılık etmekle sınırlıdır...

 

*****

 

   Bu saptamayı yaptıktan sonra, Kıbrıs’la ilgili saydığımız tüm kesimlerin çıkarlarının ayrı ayrı nerede yattığını, birbiriyle nasıl çelişip nasıl uyuştuğunu incelememiz gerekir... Ve Kıbrıs Türkleri olarak, hem kendimizin hem de Türkiye’nin temel hak ve çıkarlarını, ki bunlar yüzde yüz uyumludur, koruyarak, bunlardan taviz vermeden çaba harcamamız gerekir... Bunu yaparken de, ilgili diğer tüm kesimlerin hak ve çıkarlarını da gözetmek ve bunlara, adil bir çerçevede uyum göstermek zorundayız...

   Peki nedir Kıbrıs’la ilgili kesimlerin çıkarları?...

 

*****

 

Kıbrıs Türkleri: Esas taraflardan biri olan Kıbrıs Türklerinin hak ve çıkarları, bilinmezlikten gelinse bile, tüm dünya tarafından bilindiği bir gerçektir... Kıbrıs Türklerinin tarihten gelen hak ve çıkarları yanında 1959-60 anlaşmalarından kaynaklanan ortaklık hakları vardır... Türkiye’nin etkin ve fiili garantisi tartışılmaz bir haktır... Egemenlik, eşitlik, güvenlik ve uluslararası kimlik su kaldırmaz haklardır...

 

Kıbrıs Rumları: Kıbrıs konusunun ikinci esas tarafı olan Kıbrıs Rumları için olayın değişik boyutları vardır... Bunlardan biri, Kıbrıs adası üzerinde, tarihsel hak ve çıkarları yanında uluslararası anlaşmalardan doğan haklarıdır... Bir başkası ise, Kıbrıs’ı bir Yunan adası olarak görmeleri ve ENOSİS idealidir...

 

Türkiye: Anavatan Türkiye için Kıbrıs’ın iki boyutu vardır... Bunlardan biri, Doğu Akdeniz’de etkin bir güç olan Türkiye’nin Kıbrıs adası üzerindeki hak ve çıkarları... Bu hak ve çıkarlar uluslararası anlaşmalarla tescil edilmiştir... İkinci boyut ise, adada yaşayan soydaşları, yani Kıbrıslı Türkler, yani bizleriz... Türkiye, Doğu Akdeniz’deki etkinliğini, Kıbrıs adası üzerindeki hak ve çıkarlarını korurken, Kıbrıs Türklerinin hak ve çıkarlarını da savunmak durumundadır... Buna hem yasal hem de moral olarak zorunludur... Bu noktada Türkiye’ye ve bize rahatlık veren faktör, Türkiye’nin bu iki boyuttaki hak, çıkar ve yükümlülüklerinin tam bir uyum içinde olması, yüzde yüz örtüşmesi ve hiçbir noktada birbiriyle çelişmemesidir...

 

Yunanistan: Kıbrıs Rumlarının Anavatanı olan Yunanistan’ın Kıbrıs’la ilgisi ise üç boyutludur: 1) Uluslararası anlaşmalarla (1959-60) düzenlenen ilgi ve ilişki, 2) Adadaki soydaşları olan Kıbrıslı Rumlara olan moral sorumluluğu, 3) Tarihsel süreç içinde ivme yitirmesine rağmen zihinlerden silinmeyen ENOSİS ideali... Yunanistan’ın da hak, çıkar ve yükümlülükleri Kıbrıs Rumlarıyla çok büyük ölçüde örtüşmektedir...

 

İngiltere: Üç garantör ülkeden biri olan İngiltere’nin Kıbrıs’a ilgisi tarihsel sürece ve uluslararası anlaşmalara dayanmaktadır... Ada’da egemen üsleri bulunmaktadır ve Doğu Akdeniz’deki etkinliğini bu şekilde sürdürmektedir... Ve bu konumunu kaybetmek istememektedir...

 

Amerika Birleşik Devletleri: Dünyanın süper gücü olan Amerika Birleşik Devletleri’nin Kıbrıs adası ile ne tarihsel, ne moral ne de herhangi bir anlaşmaya dayalı ilgisi var... ABD’nin ilgisi tamamen stratejik... Tüm dünyayı etki alanı olarak gören ABD, Doğu Akdeniz’de kendi çıkarlarının korunacağı bir ortam istemektedir... Bu ortam da, yakın müttefiki Türkiye’nin ağırlığını taşıyacak bir istikrar ortamıdır...

 

Avrupa Birliği: Bu örgütün Kıbrıs’la ciddi anlamda ilgisi, Kıbrıs Rumlarının Avrupa Birliği’ne üyelik başvurusu ile başlar... Tarihsel ve moral anlamda bir ilgisi yoktur... Ancak etki alanının Doğu Akdeniz’e yayılması düşüncesi cazip gelmektedir...

 

*****

 

   Varılan bu noktada, Kıbrıs Türklerinin ve Türkiye’nin çıkarları, adada Rumlarla ortak bir yapı oluşturulmasını gerektirir... Bu ortak yapı kurulurken, Türkiye ve Yunanistan’ın ada üzerindeki, anlaşmalardan kaynaklanan hakları korunur... Kıbrıslı Türklerin güvenlikleri fiili olarak Türk ordusu tarafından sağlanırken, bu güvenlik düzenlemesinin Rumları rahatsız etmemesi ilkesi göz önünde bulundurulur... Bir merkezi yönetim altında birleşen iki ayrı eşit, egemen yönetimin coğrafi sınırları kesin olarak belirlenir ve belli özgürlüklere (seyahat, yerleşim, mülk edinme) sınırlamalar getirilir... Bu düzenlemeler yapılırken, hiçbir aşamada Avrupa Birliği bağlantısı dikkate alınmaz...

   Böyle bir anlaşmadan sonra Türkiye - Avrupa Birliği ilişkilerine bakılır ve Avrupa Birliği’nden, Türkiye’nin AB yolunu net bir şekilde açması istenir... Bu sağlandıktan sonra ise, Kıbrıs’taki yeni ortaklığın Avrupa Birliği üyeliği süreci harekete geçirilir... Bu süreçte, Kıbrıs’taki yeni ortaklığın AB üyeliğinin, Türkiye’nin Kıbrıs üzerindeki haklarına halel getirmeyeceği teminat altına alınır...

 

*****

 

   Önümüzdeki kısa vadede böyle bir anlaşmaya ulaşılamazsa, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki etkinliği ve Kıbrıs üzerindeki haklarının bir bölümünü kaybetme tehlikesi bulunmaktadır... Her şeyin olduğu gibi kalması mümkün görülmemektedir... Çünkü Avrupa Birliği Rumlara bir cevap vermek zorundadır...

   Bir anlaşma olmadan “evet” derse, sadece Güney Kıbrıs AB’ye üye olacak, Kuzey Kıbrıs belki Türkiye’ye ilhak edilecek veya olduğu gibi kalacak ve AB Türkiye’nin şiddetli tepkisi ile karşılaşacak...

   Bu durumda, Türkiye’nin Kıbrıs üzerindeki hakları törpülenecek, mesela artık Rumlara “sen S-300 füzesi alamazsın” diyemeyecek... Aynı ölçüde, Türkiye, Doğu Akdeniz’deki etkinlik alanını da AB ile paylaşacaktır...

   Bu senaryo aslında AB’nin işine gelebilir... Bir yandan etki alanını Doğu Akdeniz’e yayacak, öte yandan hem Türkiye’nin bölgedeki belli haklarını törpüleyecek, hem de belki de hiçbir zaman içine almak istemediği Türkiye’ye karşı iyice mesafe koyma fırsatını bulacak...

   Bu durum Yunanistan’ın ve Kıbrıs Rumlarının da, aynı gerekçelerle, işlerine gelebilir...

   İngiltere için çıkarları açısından değişen bir şey olmayacaktır... Üslerini muhafaza edecek, Doğu Akdeniz’deki etkinliğini koruyacaktır...

   Amerika Birleşik Devletleri için ise bu senaryo makbul değildir çünkü yakın müttefiki Türkiye’nin etkinliği azalacak, buna karşın, ABD’nin çok fazla güvenemediği AB’nin etkinliği artacaktır... Doğu Akdeniz’deki istikrarsızlık da devam edecektir...

 

*****

 

   Avrupa Birliği Rumlara “hayır” der mi?... Çok uzak bir ihtimal... Ancak yine de düşünelim... AB “hayır” derse ne olur?... Yunanistan AB’nin genişleme sürecini bloke eder, tüm mekanizmalarını paralize edecek bir politika uygular... AB Rumlara “hayır” derse ne kazanır?... Hiçbir şey... Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve belki ABD, AB’yi alkışlar... O kadar... Dolayısıyla bu ihtimal çok uzak...

 

*****

 

   Bütün bu değerlendirmeler ışığında, öyle görülüyor ki, gerek Kıbrıs Türklerinin gerekse Türkiye’nin çıkarları, önümüzdeki kısa vadede, Kıbrıs’ta, Kıbrıs Türkleri ve Türkiye’nin haklarını koruyacak bir anlaşmaya varılması için çaba harcanmasını gerektirmektedir... Bu bağlamda, önümüzdeki haftalarda Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın Rum Yönetimi lideri Glafkos Klerides’le yapacağı görüşme büyük önem kazanmaktadır... Haklı ve güçlü tarafın temsilcisi olan Cumhurbaşkanı Denktaş’ın, Klerides’i, ya kabul edilebilir bir anlaşma, ya da gerçek yüzünü gösterme noktasına getireceğinden eminiz...

Ana Sayfa