21 Aralık 2001

 

Bir şehit

 

   Onu Gençlik Gücü Spor Kulübü’nden tanıyordum... Babam, başkanı olduğu kulübe zaman zaman beni de götürürdü... Dokuz yaşındaydım... O ise yirmili yaşlarında, yüzünden tebessüm eksik olmayan bir genç... Sarayönü’nde küçük bir dükkanı ama geleceğe dönük büyük umutları vardı Aziz Güner’in... Benim Aziz Abimin...

   Bir gece babam eve geldiğinde elinde bir melodika vardı... Ablama almıştı... Yeşil-beyaz bir melodika... O kadar kıskanmıştım ki bunu gizleyemedim... Ağladım ağladım... O kadar çok ağladım ki babam dayanamadı... Gitti Aziz Abimi buldu ve durumu anlatarak dükkanını açıp bir melodika daha vermesini istedi... Aziz Abim gecenin bir saatinde dükkanı açarak bana da bir melodika verdi... Bu olaydan sonra onun yanında hep hafif bir mahcubiyet duydum...

 

*****

 

   21 Aralık 1963’ün hemen sonrası... Artık babam yok... Onu 1963 Ağustosu’nda kaybetmiştik... Lefkoşa Surlariçi’nde, polis sokakta bulunan küçücük, dükkandan bozma evimiz pazar yeri gibi... Lefkoşa’nın banliyölerinde yaşayan akrabalar, dostlar, akrabaların komşuları, Çağlayan, Kumsal gibi bölgelerdeki evlerini terk ederek bizim eve gelmişler...

   O küçücük evde yaklaşık 30 kişi vardık... Büyük çoğunluk kadın ve çocuk, birkaç da yaşlı erkek... Gençler ise cephede... Nerede oldukları, ne yaptıkları bilinmiyor... Sürekli silah sesleri geliyor... Ne yapacağını kimse bilmiyor, ne olacağını kimse bilmiyor... Biz çocuklar ise sadece korkuyoruz...

   Annem dışarıya çıkmamıza izin vermiyor... Ancak kapıda durarak gelip geçenlerden bir şeyler öğrenmeye çalışıyoruz...

 

*****

 

   22 veya 23 Aralık’tı... Yine ben kapıda durup gelip geçenlere bakıyordum... Sonra onu fark ettim... Deniz Kitabevi istikametinden geliyordu... O her zaman temiz olan yüzünde birkaç günlük sakal vardı... Yüzünde her zaman var olan tebessüm ise yoktu... Sırtında kalın bir palto... Elinde de bir sten makineli tabanca... Hızlı hızlı yürüyordu...

   Beni kapıda görünce bana yanaştı... Tebessüm yüzüne geri gelmişti... “Burada ne yapıyorsun? İçeri gir” dedi... Bu arada annem de kapıya gelmişti... Annemle Aziz Abim biraz konuştuktan sonra ben “Neler oluyor Aziz Abi?” diye sordum... Yanıtı çok net ve güven vericiydi... “Üzülme, korkma Süleyman” dedi... Sonra elindeki silahı göstererek, “Biz çok güçlüyüz... Korkma... Biz Rumları durdururuz... Kimse size bir şey yapamaz...” dedi. Kendine o kadar güveniyordu ki, bu konuşma hepimizi rahatlattı...

 

****

 

   O gün mü, ertesi gün mü hatırlamıyorum... Bir haber geldi... Aziz Güner ve arkadaşları, un fabrikası civarında bir operasyonda şehit olmuşlardı... Şok oldum... Artık Aziz Güner yoktu... Artık, o kendine güvenen, güven veren Aziz Güner yoktu... Artık Aziz Güner’in yüzünde bir daha tebessüm olmayacaktı... Artık Aziz Güner bana güç, güven veremeyecek, elindeki ilkel silahı bana göstererek, “Biz güçlüyüz” diyemeyecekti... Gençlik Gücü kulübüne gidip dostlarıyla sohbet edemeyecekti... Ailesiyle birlikte olamayacaktı... Mızıkçılık yapan çocuklara, gece dükkanını açıp melodika veremeyecekti...

   3-4 ay önce babamı kaybettiğimde yaşadığım şokun ardından bu şok çok acıydı, çok zordu... Annemden izin almadan koşarak evden çıktım ve koşarak Tekke Bahçesi’ne gittim... Apar topar şehitlik yapılan yere... Ağlıyordum... Ama fark etmezdi çünkü herkes ağlıyordu...

   Tekke Bahçesi’nde şehitleri gömen Hüseyin Dayı hazırlık yapıyordu... Aziz Güner’i gömmek için hazırlık yapıyordu... Bir köşede durup ağlayarak izledim... Ve Hüseyin Dayı Aziz Güner’i toprağa verdi... Bir daha geri gelmemek üzere... Ve artık Aziz Güner yoktu...

 

*****

 

   Rahmet olsun sizlere tüm Azizler... Kıbrıs Türkü bugünkü özgürlük ortamını sizlere borçlu... Yattığınız yer nur olsun... Sizi unutmayacağız ve gelecek nesillerin aynı durumla karşı karşıya kalmaması için gereken her şeyi yapacağız...

Ana Sayfa