23 Mart 2003

 

Son gemi kalkmayacak

 

   Bir süre önce ülkemizi İspanya’dan bir grup gazeteci ziyaret etmişti... Bu ziyaret sonunda bir skandal yaşamıştık... İspanyollar, Kıbrıs Gazetesi’nde benimle konuşurlarken, sınırdışı edilmeleri kararı alınmış ve Kıbrıs Gazetesi tesislerindeki görüşme bittikten sonra polis eşliğinde Güney Kıbrıs’a gönderilmişlerdi... Sınırdışı kararının hangi aklıevvelin aklından çıktığı veya İspanyolların bu işte ne kadar suçu olduğu konusuna girmeyeceğim... Bu konuları zamanında çok tartıştık... Değineceğim konu bir başka konu...

   İspanyol meslektaşlarla görüşürken, bir tanesi, “Bir çözüm olmadan Türk askeri adayı terk etmek zorunda kalırsa ne yaparsınız?” diye sormuştu... Ben de hiç tereddüt etmeden, “Askerleri taşıyan son gemi ile ben de giderim” demiştim... Bu sözlerimi İspanyollar çok çarpıcı bulmuş olacaklar ki, ayrı ayrı televizyonlar ve radyolar, bu cümleyi kameralarına ve mikrofonlarına tekrarlamamı istemişlerdi... Ve ben de tekrarlamıştım... Bugün de hâlâ aynı düşüncedeyim... Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunmadan Türk askeri bu adadan ayrılmak zorunda bırakılırsa, adayı terk edecek son gemiye ben de binerim...

 

*****

 

   İşte dün sabahın ilk saatlerinde, Lahey’deki Barış Sarayı’nın koridorlarında, yorgunluktan bitkin bir şekilde, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs Türk ve Rum tarafları ve garantör ülkelerle yaptığı temasları izlerken, bu olay aklıma geldi... “Düşüncelerimde bir değişiklik var mı?” diye kendimi yokladım... Hayır, yoktu... Hâlâ aynı düşüncedeydim...

   Ve döndüm ve gelişmelere baktım... Maraton görüşmelerden çıkacak sonuç belli... O kadar belli ki, ne olacağını, benim gibi birçok yazar bir gün önceden yazmıştı... İçimi kızgınlık kapladı ve “Kimsenin, ne bize, ne de Türkiye’ye bunu yapmaya hakkı yok” diye düşündüm... Kimsenin, onurlu Kıbrıs Türkü’nün onuru ve kaderi, ve yüce Türk Ulusu’nun da geleceği ile oynamaya hakkı yok...

 

*****

 

   Ama işte birileri bu hakkı kendinde görüyor... Kıbrıs Türkü’nü ve Türkiye’yi uluslararası alanda içinden çıkılmaz bir duruma sokmak için ellerinden geleni yapıyor... Bazen bunu, Ankara’ya şantaj yapmaya kadar götürüyor...

   Lahey Barış Sarayı’nda görüşmeler devam ederken, Kıbrıs Türk heyetinin, özellikle arası Recep Tayyip Erdoğan’la iyi olmayan bir üyesi, birkaç Türk gazeteciye, “Kıbrıs Türk tarafı olarak bizim kararımız hazır... Ama Ankara’yı bekliyoruz... Bakalım ne yanıt gelecek...” gibi bir ifade kullanıyor...

   Bunun Türkçe tercümesi şudur, “biz sıkı duruyoruz... Bakalım Ankara da (AKP hükümeti) aynı tutumu gösterecek mi, yoksa Kıbrıs’ı satacak mı?..”

 

*****

 

   Bu kafalar, bizi bugünlere getirdi... Vardığımız noktada, Rum tarafının Avrupa Birliği’ne haksız başvurusu yasallaşmış, Rum’un AB üyeliği kesinleşmiştir... Kıbrıs’ta, BM Genel Sekreteri’nin başlattığı 16 Nisan süreci ortadan kalkmış, Avrupa Birliği bağlamında Doğu Almanya modelinin yolları açılmıştır...

   Avrupa Birliği Komisyonu’nun dünkü açıklamasına bakarsak, bugüne kadar uygulanan ve halen uygulanmakta olan politikalar, çok uzak olmayan bir zaman dilimi içinde, benim son gemiye binmemi gerektirecek ortamı hazırlamaktadır...

 

*****

 

   Ancak, bu kafaların unuttukları bir şey vardır... Kıbrıs Türk Halkı artık kaderini kendi eline almıştır... Kıbrıs sorununa doğrudan taraf olmuştur... Bugüne kadar uygulanan politikaların getirdiği tüm kayıplara rağmen, gerek Kıbrıs Türkü’nün, gerekse Anavatan Türkiye’nin önü açılacak ve çağdaş dünyada hak ettikleri yeri almaları mümkün kılınacaktır...

   Bu kadar güçlü bir halk iradesinin sergilendiği bir ortamda başka türlüsü düşünülemez... Halkın iradesi gerçekleşecek, çağdaş dünyaya ayak uyduramayanlar da, tarihin kendileri için biçtiği değerde, tarih sayfalarında yerlerini alacaklardır...

   Ve son gemi kalkmayacak, benim de son gemiye binmem gerekmeyecektir...

  

Ana Sayfa