9/4/2007

 

Karpaz'a gitme zamanı

 

Birileri bizi toplum olarak geriyor... Biz de saf saf bu oyuna gelip geriliyoruz... Ülkenin haline bakın... Komutan Başbakanla kavgalı... Sendikalar Maliye Bakanıyla kanlı bıçaklı... Doktorlarla hemşireler ve fizyoterapistler boğaz boğaza... Muhalefetle hükümet kavgalı... Belediyeler hem birbirleriyle, hem de hükümetle kavgalı... Ellerinde bayraklar, mehter marşıyla yürüyorlar... Devletin üst düzeyindeki görevden almalar ve atamalar artık kahvehanelerde dedikodu konusu... Kıbrıs sorununun çözümü aşağı yukarı Allah'a havale edilmiş... Kapkara bir fotoğraf...

Türkiye'ye bakıyoruz... Çok farklı bir tablo yok... Hükümetle asker ve bazı statükocu kurumlar kavga içinde... Atatürk'ün kurduğu CHP milliyetçi bir çizgide, din kökenli olduğu öne sürülen AKP ise ilerici bir konumda...

Şimdi gel de bu ortamda yazı yaz... Yaz da ne yaz... Şimdi Sayın Komutan'a, "Sayın Komutanım ben şahidim... Ferdi, rahmetli babamın yakın arkadaşı manav Sabit dayının oğludur... Askerde de benim onbaşımdı.. Hem de muzır bir onbaşı... Sizi temin ederim o bir Türk'tür..." mü desem...

Çav Bella konusunda, "Yahu ben bu şarkıyı çalınması yasak olduğu ve ben de UBP sempatizanı olduğum dönemlerde bile dinlerdim... Gazete'nin yemeklerinde Cenk'ten Çav Bella'yı çalmasını isterdim... O da çekine çekine çalardı... Hiç de aklımıza 'Türk Askeri', 'işgal' falan gibi ifadeler takılmazdı... En çok da 'Güneş doğacak' dizesini severdim..." mi desem...

Geçenlerde Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi'nde verdiğim bir konferansta bana "Sizi Atatürk'ün askerleri kurtardı..." diyen gence, "Kıbrıs'ı (ada sakinleri de dahil) 1878'de İngiltere'ye kiralayan Osmanlı değil miydi... Kıbrıs'ın tapusunu Lozan'da İngiltere'ye veren İsmet Paşa ve Atatürk değil miydi?... Atatürk'ün askerleri 1958'de, 1963'te, 1967'de neredeydi?... 1974'te geldiler... Adeta paçalarından çekerek getirdik... İyi de ettik... İyi ki buradalar... Sonsuz teşekkürler... Ama artık şu 'sizi kurtardık' edebiyatından yorulduk..." mu desem...

Doktorlara, hemşirelere, fizyoterapistlere, "Yahu, Allah aşkına kavga etmeyin... Bir bakın... Bu işler dünyada nasıl yürütülüyorsa siz de öyle yapın..." mı desem...

Sendikacılarımıza, "Bu noktaya kadar getirdiniz... Yani yüzde 10 da fena değil... Kavgayı bırakın ..." mı desem...

Muhalefet partilerine, "Yahu sizin yeriniz Meclis... Meclis'e girin ve muhalefetinizi orada yapın..." mı desem...

Ayaklanmış Belediyelere, "Sayın Başkanlar, sorunları meydanlarda değil, görüşme masalarında çözün... Halk sizden hizmet bekliyor..." mu desem...

Hükümete ve Devlet büyüklerimize, "Sayın büyüklerimiz, üst düzey atama ve görevden almalarınızda biraz daha dikkatli olun... Artık bu konular kahvehane dedikodularına konu oluyor..." mu desem...

CTP yetkililerine, "Be arkadaşlar... Siz artık Meclis'te 5 sandalyeye sahip, küçük bir muhalefet partisi değilsiniz... İktidar partisisiniz... Lütfen partiyi ona göre yapılandırın ve öyle davranın..." mı desem...

Yok yok.... Ben bunların hiçbirini demeyeceğim... Kendimi Karpaz'a atacağım... Önce Dipkarpaz - Apostolos Andreas arasındaki yolda arabamı iyice hırpalayıp, adanın ucunda temiz havayı soluyacağım... Sonra aynı kötü yoldan geri dönüp, Dipkarpaz'ın Kuzey'indeki Ay Filon'a gideceğim...

Yolda durup, o güzel sürmeli gözlü özgür Kıbrıs eşeklerini seyredeceğim... Onlarla benim özel bir iletişimim var... Göz göze geldiğimizde sanki beni tanıdıklarını hissederim... Onlarla herkesten daha iyi anlaşırım...

Sonra Ay Filon kilisesinin hemen yanında, Maşallah'ın işlettiği lokantaya gideceğim ve orada gün batımını seyredeceğim... Ve ülkemin içine sokulmaya çalışıldığı hali unutmaya çalışacağım... Ve bizi germeye çalışanları bu şekilde protesto edeceğim...

Ana Sayfa