7/7/2007

 

Hükümeti AP’ye şikayet ettim

 

Önceki akşam Goethe Enstitüsünde, Kıbrıs'ı ziyaret etmekte olan Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu üyeleriyle görüşme imkânı bulduk... Kendileriyle Kıbrıs sorununu konuşmadım... Çünkü zaten resmi makamlarımızdan bu konuda gereken bilgileri almışlardı... Dolayısıyla doğrudan çevre konularına girdik.. Kendilerine Karpaz'a elektrik götürme projesini anlattım... Zaten olayı biliyorlardı... Ama yine de hassasiyetle dinlediler...

Türk kökenli AP üyesi Cem Özdemir olaya özel ilgi gösterdi... Grubun başkanı Monica Frassoni endişelerimizin tümüne katıldığını söyledi... Konuyu, AB Komisyonu Genişlemeden Sorumlu üyesi ve Çevre'den sorumlu üyesine aktaracağını ve ayrıca konuyu Avrupa Parlamentosu organlarında da gündeme getireceğini söyledi...

Frassoni'ye, "Karpaz'da kaybedeceğimiz eşekler, kaplumbağalar ve endemik bitkiler sadece bizim değil, aynı zamanda sizin ve tüm dünyanın değerleridir" dediğimde, "haklısın... Bunları korumak için var gücümüzle mücadele etmeliyiz" dedi... Frassoni, masum gibi görünen "Karpaz'a elektrik götürme" gibi projelerin ne gibi yıkımlara yol açabildiğinin birçok örneği olduğunu, bu projenin kesinlikle durdurulması gerektiğini belirtti...

Monica Frassoni'ye ayrıca, kendileriyle konuşurken risk aldığımı bildiğimi, çünkü bizim buralarda kendi yöneticilerimizi "yabancılara" şikâyet etmenin çok ayıp karşılandığını söyledim ve devam ettim: "Ben kendimi Avrupalı hissediyorum ve siz de Avrupa Parlamentosu üyesi olarak benim temsilcilerimsiniz... Dolayısıyla bu konuyu sizinle ele almaktan ve sizden konuyu Avrupa Parlamentosuna taşımanızı istemekten hiç çekinmiyorum" dedim...

Frassoni'ye bir de başka konudan bahsettim... Karpaz'la ilgisi olmayan ve hemen hemen tüm yabancı misafirlerin yaptığı bir hatadan söz ettim... Ziyaretleri sırasında gidip Ahmet Yönlüer'le de görüşmüşler... "Neden?" diye sordum... Cevabı aslında biliyordum: "Güney'de Başpiskopos'la görüştük, Kuzey'de de sizin dini liderinizle..."

Monica Frassoni'ye anlattım: "Sayın Bayan, Güney'de bir Başpiskopos var (keşke olmasa) ve dini liderdir... Ancak bizde dini lider diye bir şey yok... Kıbrıs'lı Türklerin dinle bağlantısı, Tanrı ile kul arasında olan ilişki ile sınırlıdır... Sayın Yönlüer camilerin bakımı, imamların hocaların yönetilmesinden sorumlu dairenin müdürüdür... Hatta Sayın Yönlüer'in başına sarık takıp, sırtına cüppe giyerek sizinle görüşmesi sahtekârlıktır... Siz de bu oyunu seviyorsunuz ve oynuyorsunuz... Biz Kıbrıs'lı Türkler bundan çok rahatsız oluyoruz" Frassoni sadece "sizi anlıyorum " dedi... Ama anlaşılan o ki Batılılar bu dini lider kavramını seviyor ve kullanmaya devam edecekler... Anlaşılan Yönlüer de bu oyunu seviyor... Sarığını cüppesini takıp "dini lider" sahte görüntüsüne bürünerek oyunu oynuyor...

***

Ve bu görüşmeden sonra Gençlik Gücü spor kulübünün dayanışma gecesine gittim... Oradaki tabloyu görünce mutluluktan gözlerim doldu... Eski Başkanlar oradaydı... Yeni yöneticiler de oradaydı... Tüm tartışmaları geride bırakmışlar, medeni bir şekilde GG'yi nasıl ileriye götürebiliriz düşüncesiyle hareket ediyorlardı...

Başka kim mi vardı... GG'li olan ama adı hiç bilinmeyen taraftarlar vardı... GG'ye gönül verenler vardı... Dayanışma gecesini düzenleyenleri kutlamak gerek... 2-3 gün gibi kısa bir sürede böyle başarılı bir birliktelik yaratmak kolay değil... Ama işin sırrı şu: GG'liler dirildi, toparlandı ve ayağa kalktı... Çok iddialı olmayayım ama seneye birinci lig bizi beklesin...

Ana Sayfa