30/4/2008

Biraz daha az konuşsak

 

   Hristofyas’ın seçilmesinden sonra Kıbrıs konusunda hızlı gelişmeler yaşandı… Hala da yaşanıyor… Olumlu gelişmeler… İki tarafı hızla bir kapsamlı görüşme ortamına götürecek gelişmeler…

   Ancak, iki tarafta da, önümüzdeki aylarda meydana gelebilecek olumlu gelişmeleri etkileyebilecek adımlar ve açıklamalar görülmeye başlandı… Bu adımlarla ne amaçlanıyor?.. Belki taraflar, önümüzdeki aylarda oturacaklarını bildikleri görüşme masasına karşı taraftan daha güçlü oturmak için bu adımları atıyorlar… Olabilir… Herhangi bir normal ortamda da mantıklı sayılabilir… Ancak Kıbrıs gibi bir adada bunun sakıncaları da gözardı edilmemeli…

   Hristofyas’ın seçilmesinden sonra Kıbrıs Türkleri arasında bir iyimserlik ve umut havası doğdu… Özellikle Hristofyas’ın, bazı riskleri de göze alarak, yıllardır atılamayan adımları bir ay içinde atması takdir topladı…

   Güney Kıbrıs’ta da bir iyimserlik havası var… Belki de tarihlerinde ilk kez, Rumlar kendilerini bir çözüme hazırlamak zorunda hissediyorlar…

   Peki, taraflar, sırf taktiksel nedenlerle, görüşme masasına daha güçlü oturacağım diye, iki tarafta da varolan bu iyimserliği ve umudu zedelerlerse ne olacak?.. Eğer Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar çözüm umutlarını yitirirlerse, liderlerin bir çözüme varması o kadar kolay olabilecek mi?..

   Galiba en doğrusu, en azından kapsamlı görüşmeler başlayana kadar herkesin dilini tutması ve ne dediğine dikkat etmesi… Aksi takdirde bir de bakarsınız henüz başlamamış olan görüşme sürecini daha şimdiden berhava ederiz…

   Bu ortamda Türk tarafına düşen özel bir görev var… Hristofyas başkanlığa yeni seçildi ve halen kendi yönetimini tam olarak oturtabilmek için çalışıyor… Siyasi mekanizmaları, bürokrasiyi ellemesi, belli çizgilere çekmesi gerek… Bunun için biraz zamana ihtiyacı var… Bu fırsatı Hristofyas’a vermeliyiz…

   Hristofyas’ın, resmi görüşme masasında Cumhurbaşkanı Talat’ın karşısına oturduğunda ne diyeceğini bilmeden, duymadan, onu uzlaşmaz ilan etmemeli, iyi niyetten yoksun olduğunu iddia etmemeliyiz… Sabırlı olmalıyız…

   Bir de, Rumlarla barışmazdan önce, kendi kendimizle de barışmalıyız… Kıbrıs sorununun çözümü konusunda bir süreç başlatılmış olmasına rağmen, halkın egemenliğinin kabesi olan Cumhuriyet Meclisine henüz bilgi verilmemiştir… Meclis devre dışıdır…

   KKTC’de de, Güney’de olduğu gibi bir Ulusal Konsey oluşturulmasını önerenler var… Güney’deki Ulusal Konsey, tüm partilerin katılımı ve oybirliği ile kararlar alır… Oybirliğini sağlayabilmek için de tüm partiler kendi çizgilerinden taviz vermek zorunda kalırlar… Halbuki siyasi partiler halktan, ortaya koydukları siyasi çizgiler ve programlar nedeniyle destek alırlar… Bu çizgilerden sapmak ise, halkın taleplerine ters düşmek demektir… Bu bakış açısıyla, Ulusal Konsey fikrinin en doğru seçim olduğunu söyleyemeyiz…

   Halkın iradesinin temsil edildiği yer Cumhuriyet Meclisidir… Cumhurbaşkanı, Cumhuriyet Meclisini, gizlilik gerekiyorsa, kapalı toplantı talep ederek bilgilendirmeli ve desteğini almalıdır… Sivil toplum da bilgilendirilecekse ayrıca bu da yapılabilir… Ancak halkın sürece dahil edilmesinin tek yolu, Cumhuriyet Meclisinin devreye konulmasıdır…

 

 

 Ana Sayfa